Münih

Karavanımızı part etmek o kadar kolay olmayacak sanıyoruz, çünki bu kadar şehir merkezine pek sokulmuyor bu araç sonuçta 6 ton ağırlığımız var. Şehir kenarında bir metro istasyonun kenarına park ediyoruz. Tam günlük biletlerimizi almış metroyo binecekken, bize bilet almamızda kendi kendine yardımcı olan 2 kişi geliyor aklımıza. Bunlardan şüphelenip tekrar karavanımızı başka yere park etmek için yerimizi değiştirmeye karar veriyoruz. Ne de olsa tüm eşyalarımız araç içiresinde bulunuyor. Diğer küçük şehirlerde böyle bir problem olmazken Münih, Berlin..v.b. büyük şehirlerde hırsızlık açısından dikkatli olmakta fayda var.

Şehrin başka bir köşesinden bu sefer yürüyerek meydana doğru ilerlemeye başlıyoruz. Yol oldukça büyük Leopoldstrasse. Neredeyse şehrin birçok eski mimari güzelliği buraya sıra sıra dizilmiş. Merkeze varana kadar Ludwig Maximilian Üniversitesi, St.Ludwig kilisesi, tapu dairesi gibi birçok binayı görmeniz mümkün. Şehir merkezine doğru yaklaşırken sıra sıra başlayan cafeler bize ilk sinyalleri veriyor. Kalabalık, kalabalık, kalabalık..oh be diyoruz! Hareket var burada!

Hedefimiz merkezdeki Marienplatz. Bütün binalarda oldukça heybetli ve şık gözüken heykeller var bunlar canavarları, melekleri öyle güzel tasvir etmişler ki güzellikleri karşısında etkilenmemek mümkün değil. Buram buram çilek kokusu geliyor, akşam Hırvatistan-Almanya maçı olduğundan dev dev ekranlar kuruluyor meydana. Burası bize Nişantaşı’nı hatırlattı. Bütün mağazalar şık, güzel ve dünya markaları.. İnsanlarda aynı biçimde. Şehir turu atabilmek için üstü açık otobüsle tur yapmaya karar veriyoruz. Ama bu otobüslerin kalkış durağını bilen bir tek kişi bulamadığımız gibi, otobüs şöferlerine sorduğumuzda bize sadece bön bön bakıyorlar. Ya da ileriye yürüyün gibi garip tarifler yapıyorlar. Neyse o kadar gıcık oluyoruz ki bu turu yapmaktan vazgeçiyoruz. Yiyip, içip şehir içinde yürüyüş yapıyoruz.

Bu arada aklımıza aldığımız günlük biletlerimiz geliyor. Metro ve tramvay bileti. Hemen bir tramwaya biniyoruz. En ekonomik ve en doğal şehir turumuzu yapıyoruz. Bilmediğimiz mahallelerin arasından geçiyor, tünellerden geçiyoruz. Aynı gittiğimiz rotayı yine geri gelerek aslında o süslü yapıdan biraz uzaklaşınca tüm şehrin iyi kötü yanlarını görme şansınız oluyor.

Münih Almanya’nın en kalabalık şehri ama yine de bizim Ankara’mızı bile geçemiyor. 4 milyon küsür yaşayanı var şehrin. Buraya gelmediyseniz gelin, görün, dolanın seveceğinize eminiz. Şehir merkezinde yine bir çok müze de mevcut. Biz bunlara girmedik vakit darlığından dolayı ama kültürel detayları daha iyi burulardan yakalamak mümkün.


Leave a Reply