Haz 2 2008

Lezzet Durağı Bozüyük

Yazın Akdeniz’e düşen bütün tatilciler aşağı yukarı Bozüyük üzerinden geçerler. Sürekli geçitiğimiz bu yol üzerinde kenarda kalan ama lezzetiyle yolun tam üstünde olan bir yerden bahsedeceğiz. Bozüyük içine girdiğinizde daha ilk kavşağa geldiğinizde hemen sağınızda bir han göreceksiniz. Önünde heykellerin bulunduğu bu han’ın zaten yola bakan iki katı Ömür Restorant. (Birde Bozüyük çıkışında büyük bir yer var. Orası ile karıştırmayın sakın çünki aynı isimle.) Burada ev yemekleri ve istediğiniz tür kebap bulabilmektesiniz. Özellikle köftesi ile meşhur olan Ömür yolun tam yarısına gelmişken sizi güzelce doyurup, lezzetli bir biçimde yolunuza devam etmenizi sağlıyor. 3 kişi biz 25 ytl ödedik. Ücretler makul. Yolu buraya düşenlere öneririz.


Haz 2 2008

Burdur Şiş-2

 

Yine bir vesile ile Burdur yollarındayız. Çıkış saatimizi öyle bir ayarladık ki kendimizi varır varmaz Burdur şiş kebabı yiyeceğiz. Ama bu sefer durak farklı. Geçen sefer yediğimiz yer haricinde otosanayi sitesinde meşhur olmuş bir şişçideyiz. Buradaki fark bol bol yağlanmış ve ızgarada pişirilmiş pidelerinin yanı sıra herkişiye birer porsiyon gelen enfes lezzetli domatesleriyle ikram yapılıyor. Oldukça salaş biryer fakat aile ile gidilebilecek bir mekan. Yalnız buraya gitmek için otosanayine girdikten sonra mutlaka birilerine sormak gerekiyor özellikle yabancıysanız sokaklar arasında karıştırabilirsiniz. Sizleri fotoğrafıyla başbaşa bırakıyoruz. Yorumsuz :)

May 21 2008

Müzeler Haftası’nda Ayasofya Camii

Müzeler Haftası’nın 19 Mayıs tatiliyle birleşmesini fırsat bilerek bu sefer kendimizi İstanbul’un en muhteşem eserlerinden biri olan Ayasofya’ya attık. Girişlerin ücretsiz olduğu bütün hafta boyunca oldukça yoğun bir kalabalık olacağını tahmin ediyorduk, fakat turnikelerin çalıştırılmamasıyla küçük yoğunluk olsa da akıcılığını sürdürerek 5 dk gibi kısa bir sürede içeriye girmemizi sağladı.

İçeriye girerken açıkçası bu kadar yüksek ve heybetli olduğunu uzaktan görmekten farketmemişiz. İçeriye girer girmez o tarih sizi alıp binlerce yıl öncesine götürüyor. Tarih boyunca bir çok medeniyeti görmüş, olaylara şahit olmuş ve bir o kadar büyük depremler görerek hasar olmadan bugünlere gelmiş olması bile insanın tüylerini diken diken yapıyor.

İlk girişteki ince uzun kısımda bazı tarihi belgeler, bilgiler ve fotoğraflar anlatılarak bilgilendirilmeye çalışılmış. Burayı geçip ikinci alanda ise yine üst katlara çıkan yokuşlara ulaşabiliyorsunuz. Merdiven demiyoruz çünki yapı çok yüksek olduğundan üst kata çıkan insanların yorulmaması için yokuşlar tasarlanmış. Ayrıca bu yokuşlar bir tünel havasında olduğundan oldukça etkileyici. İçeride henüz tadilatlar sürdüğünden Ayasofya Camii’nin tam ortasında en az 6 katlı bina yüksekliğinde iskeleler kurulu vaziyette duruyor. Yapının bu kadar yüksek olması ise başka bir muhteşemlik. Yurdum insanının tüm tarihi eserlerde olduğu gibi burada da büyük bir özenle isimlerini eserlerin üzerine kazıdığını maalesef gözlemliyoruz. Koskoca imparatorlar, padişahlar bile isimlerini yazmakzen bu esere bizim insanımızda bir katkıda bulunmak istiyor heralde diye düşünüyoruz.

Üst katlara çıkıyoruz, tahminimizce 3 katlı bir bina kadar yürüyerek çıkıyoruz. Aşağıdaki insanlar yukarıdan oldukça küçülüyor fakat hala en az çıktığımızın iki katı kadar bir yeklik daha üstümüzde var. Sütunların başlarındaki oymaların nasıl yapıldığını merak ediyoruz o kadar ayrıntılı ki, o muhteşem mozikler, dev boyutlardaki hat yazılarının binlerce yıldır nasıl asılı durduklarını hayretle inceliyoruz. Gerçekten İlber Ortaylı’nın dediği gibi tarihimizi tanımak, ona sahip çıkmak gerekiyor.


Nis 23 2008

Yoros Kalesi

 


Cenevizliler tarafından yapıldığı sanılan (oradaki konuşulanlardan kulak misafiri olduğumuz kadar) ama aslında araştırmalarımızdan Bizans yapısı olduğunu anladığımız kale için yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk yeterli oluyor Göztepe’den. Havanın güzel olmasından mıdır bilinmez fakat, 200 metre yakınına yaklaşana kadar oldukça sakin ve güzel geldik. Sonrasında sağlı sollu araçların kenarlara park etmeleri ve sıkışan trafikten anladıkki hemen ilk bulduğumuz yere arabayı park etmek gerekiyor. Kale civarında yolları parke taşlar ile döşemişler, bu taşları neredeyse unutmaya başlamıştık oldukça hoş oldu bizim için.

Aracımız park edip kaleye nereden girecepimizi düşünürken bir cafe’ye doğru Ceneviz Kalesi tabelasını görüp içeriye giriyoruz. Cafenin içerisinden geçerken oldukça güzel manzarasını görüp iç geçiriyoruz. Yine merdivenleri takip edip dik basamakları çıkıyoruz ve Yoros kalesine giriyoruz. Geniş bir açık alan karşılıyor bizi kalede. İnsanların sur kenarlarından sırtını bize dönmesinden anlıyoruz ki manzaraya bir kaç adım kalmış. Hemen hızlı adımlarla surların dibine geliyor hatta üztüne tırmanıyoruz. İstanbul boğazına giren tankerleri selamlıyoruz. Tek kelime ile muhteşem bir manzara. Boğaz ayaklarınızın altında. Sürü halinde geçen kuşlar bile hemen altınızdan uçuyor. Koskoca tankerler minik gemilere dönüşmüş sizi selamlayarak boğaza giriyor.

Kaleyi incelemek için yürümeye başlıyoruz. Aslında ilk dikkatimizi çeken şey kale ile ilgili harhangi bir bilginin olmamasıydı. En azından turistik bir tabela bile yeterli olabilirdi. Ayakta kalan en büyük kısma doğru geliyoruz. Osmanlı zamanında kaleye ek kısımlar yapıldığını biliyoruz fakat burada sanırım artık hiçbirini görme şansımız kalmamış. Kabaca bir turdan sonra tekrar geldiğimiz merdivenlerden cafeye doğru iniyoruz. oturup oturmama arasında kararsız kalıp arabamıza biniyoruz ve anadolu feneri köyüne doğru yola çıkıyoruz. Muhteşem bir manzarası var, birde cafe’si. Eşsiz boğaz manzarası için mutlaka gelip görülmeli diyoruz.


Nis 22 2008

Hamsiada

 

Aşağıda sözünü ettiğimiz hamsimizin resmidir. Kızartılmış hamsiler bir tahta çubuğa sıralanmış olarak servis ediliyor, yanında taze çıtır ekmek, yeşil roka, mis gibi limon..biraz tuz..sanırım burada sonlandırsam iyi olacak.. :) Afiyet olsun.