Ağu 23 2009

Yaz Tatili 1.Bölüm: Karaburun, Sakızlı Dondurma

Okuyamayanlar için; Yaz Tatili 2. Bölüm Tıklayın.
Okuyamayanlar için; Yaz Tatili 3. Bölüm Tıklayın.

yaztatili2009Tam bir sene boyunca beklediğimiz, o hayallerini kurduğumuz tatilimizin günü geldi çattı. Bu seneki programda 5 gün İzmir/Karaburun, birer gün de Çeşme ve Alaçatı olarak programladık. Uzun uzun listeler yapıp Karaburun ile ilgili sizlere anlatılacak bir çok yer çıkardık. Ancaak.. :) Karaburun ile ilgili  anlatacaklarımız maalesef kısa bir anıdan ibaret olarak kaldı.

karaburun_yollari

Yola bu sefer Ankara’dan başlıyoruz. Tam 684 km ve 8 saat sürdü yolculuğumuz. Ankara’dan İzmir’e kadar yollar süper. Hiçbir zorluk ya da bozukluk yok. Yolda dura kalka geldiğimiz için süre biraz uzadı. Bu süreyi 1 saat kadar daha kısaltmak mümkün. İzmir’de Çeşme otoyolu’na giriyorsunuz. Yaklaşık bir 40 dk. sonra zaten Karaburun tabelasını takip ediyorsunuz. Yolun otoyoldan sonrası oldukça güzel ama bir o kadar da virajlı ve yorucu geçiyor. Okuduklarımıza göre otoyol ayrımından Karaburun’a kadar 302 adet viraj varmış. Biz saymadık ama o rakama ulaşmak mümkün gözüktü :) . Denize sıfır, virajlar sağlı sollu enfes manzaralar eşliğinde ilerliyoruz. Bir süre sonra bizi rüzgar karşılıyor. Deniz dalgalanmaya başlıyor.

dsc_0152

Karabarun‘a gideceğimizi söylediğimizde bize çok rüzgarlı olduğunu zaten tanıdıklarımız söylemişlerdi. Ancak biz bu kadarını tahmin etmiyorduk! Hatta bir tarafının rüzgarlı diğer tarafının normal olduğunu söylemişlerdi. Biz de rüzgarsız kısmına gidiyoruz demiştik herkeze. Karaburun’a varıyoruz. Nergis Butik Oteli arayıp tarif alıyoruz. Sokakların kıvrımlarından, yazlık evlerin içlerinden geçerek denize sıfır, nefis manzaralı otelimizi görüyoruz. Butik otelimiz 8 odalı bir yer. Ağustos fiyatları kişi başı 90 TL kahvaltı dahil. Otel sahibi Selim bey karşılıyor bizi. Selim-Nursel Gürses çifti işletiyor oteli. Otelin önüne parkediyoruz. Selim bey kimliklerimizi alıp girişimizi yaparken bizde odamıza çıkıyoruz. Muhteşem manzaralı, ikea’dan alınmış ya da o tarzda döşenmiş oda konseptleri ile içinizi ısıtan bir butik otel. Ancak bizim rüzgar problemimiz hala devam ediyor. Bir süre sonra denize gireceğimiz yerlere de inip bakıyoruz. Merdivenle aşağıya iniliyor, şezlongların konduğu alan betonarme ve denize de merdivenle girebildiğiniz bir alan yaratmışlar. Rüzgar dalgaları o kadar kuvvetli çarpıyorki çıkan “gümm” sesi ile “-neyse yarın gireriz zaten rüzgarlı” diyoruz.. Akşam yemeklerimizi söylüyoruz. Bu gece otelde yiyeceğiz zaten yoldan gelmişiz yorgunuz. Keşfe daha sonra başlarız. Yemekler geliyor. Ben şiş söylemişim, eşim soslu makarna. Gelen 3 şiş’ten henüz birincisinin yarısını yemişken rüzgardan yemekler buz gibi oluyor. Bu sefer hemen hızlı hızlı yemeye başlıyoruz soğumadan. Çünkü en sevmediğimiz şey sıcak yenmesi gereken yemekleri soğuk yemek. Zaten tatil demek, deniz, kum, güneş ve yemek keyfi değil mi? Bu sebeple yemekten pek keyif alamıyoruz. Herşey 10 dk. içinde bitmeli. Eşim üstüne sürekli birşeyler alıyor, çünkü güneş gitti ve ısı şimdiden 24 dereceye indi. Bunu sürekli bir rüzgarla düşününce, tatil falan hakgetire.

dsc_0135

Neyse diyoruz. Keyfimiz yerinde zaten Selim bey’le de konuştuk, tahminen yarın ve hatfa içi bu rüzgarın azalacağını çünkü bir kaç gündür böyle rüzgarlı olduğunu belirtiyor. Yemek sonrası çevreyi tanımak için yürüyüşe çıkıyoruz. Bir süre sonra geri geliyoruz, eşim rüzgara ve soğuya dayanamıyor. Bu arada tarihlerimiz 9 Ağustos, yani en sıcak dönem. Odamıza geliyoruz. Sabahı iple çekiyoruz. Mayolarımızı giyip denize gireceğiz ya..

Sabah dünden de daha hızlı bir rüzgar karşılıyor bizi. Hatta rüzgarın şiddetinden kahvaltı yapılan güzel manzaralı ön terastan arka terasa odaların önüne alınmış kahvaltı masaları. Selim bey çok rüzgarlı olduğunda kahvaltıyı oraya kuruyoruz diye bize söylemişti. Dalgalar yine “bamm..baamm” :( ..Tatilin ikinci gününe henüz girmişken ayağımızda pantalon ve üzerimizde kat kat giysi ile oturmak hiç güzel bir durum değil. Yan masadaki bir çift ile sohpet ediyoruz aynı durumdan onlarda şikayetçi, ki bayan hemen odaya gidip tekrar giyiniyor.

dsc_0138

Bu rüzgar hep böylemidir diye soruyoruz tekrar..Cevap..”-yarın geçer diye ümid ediyoruz..” ancak her gün yarın diye beklersek zaten 1 haftalık tatilimiz kazaklar ve pantalonlar ile geçecek. Eşimin sağlık durumunu da doktor özellikle üşütmemesini tembihlemişken..Hemen çıkış yapmaya karar veriyoruz. Daha sıcak bir yere gitmeliyiz ve vakit kaybetmeden. 2.3. günü bekleyecek ve vakit kaybedecek halimiz yok.

dsc_0130

Selim bey’e durumu izah ediyoruz. Eşi ile birlikte yemek yiyiyorlar. Sağlık problemi olduğunu ve bu soğukta tatil yapamayacağmızı anlatıyoruz. Ancak Nursel hanım bir anda gergin gergin bizimle konuşuyor. “-Oda sayımız az, siz bize 1 hafta demiştiniz, ben müşteri kaybediyorum” diyor. Bunları söylerken yemeğini yiyor ve yüzümüze bile bakmıyor. Zaten göz teması kurmakta mümkün değil, güneş gözlükleri ile konuşuyor. Halbuki müşteri ile göz teması kurmak, duygusal bir bağ oluşturmak, onları anlamak, çözüm bulmak bir anda ikinci planda kalıyor. Selim bey çözüm için çabalıyor..Bu arada Nursel hanım bize enteresan bir teklifle dönüyor, “-Eşiniz madem üşüyor, üzerine bir kaç giysi daha alsın!” Cevabımız net:

“-Ağustos ayındayız. En pahalı sezon için ücret ödüyoruz.Denize girmek, dinlenmek ve güzel yemekler yemek için geliyoruz. Üstümüze kat kat giyinmek ve güneşten faydalanamadıktan, denizden ise hiç faydalanamadıktan sonra bizim için burası bir anlam ifade etmiyor. Ayrıca söz konusu olan eşimin sağlık problemi ise, hiçbir şey bizim için daha önemli olamaz.”

Selim bey problem değil diyor. Çıkış işlemlerimizi yapıyoruz. 1 haftalık konaklama için bize yaptığı küçük indirimi yapamayacağını söylüyor. O kadar gerildik ki artık para falan umrumuzda değil :). Yeterki çıkalım. Güzel başlayan bir butik otel macerası bir gün içerisinde son buluyor.

İşimiz dolayısıyla satış ve pazarlama konularına hakimiz. Burada yapılan basit hatalar bizi bir daha ne zaman Karaburun’a götürür bilmiyorum ama çözüm oldukça basit idi. Her ne olursa olsun sağlık yüzünden çıkış yapan bir müşteri sağlığı düzeldiğinde oteldeki hizmeti beğeniyorsa yine gelir. Bu hüzden hiçkimse ile kapıları tam kapatmamak lazım. Ama Nursel hanımın gerginliği ve verdiği cevaplar tatil için gelmiş bir müşteriyi (bizi) geriyor ve en olmaması gereken durum münakaşa yaşanıyor. Tüm konuşmaları tabiki yazmadık sizlere, gerek yok. Sonuç önemli. Ancak hal, tavır ve konuşmalar hoş değildi. Yine Selim bey’e çözüm noktasında yardımcı olduğu için teşekkür ediyoruz.

7kardesler

Karaburun macerası sona eriyor. Ama gitmeden buralardan 7 Kardeşler dondurmasının tadına bakmak lazım. “Sakızlı” enfes dondurmaları var diye okuduk. Karaburun manzaralı, denizi gören çok güzel bir manzarası var. Oturup birer dondurma yiyoruz. Gerçekten lezzetli. Bu süre içinde daha önce gitmeye karar verdiğimiz ve vazgeçtiğimiz Marmaris Bozburun’daki Aphrodite Otel’i arıyoruz. Hemen yerimizi telefonla ayırtıyoruz ve yola çıkıyoruz…


Tem 26 2009

Burgazada, Kalpazankaya, Aya Yorgi Manastırı

dsc_0857

dsc_0763Enfes değil mi? Bir ada isminin geçmesi bile nasıl kalpleri hızlandırıyor. İnsanın aklına hemen deniz, kum, balık geliyor değil mi? Ama mayosunu almak insanın aklına gelmiyor!

Evet..Güzel bir temmuz sabahı yola koyuluyoruz. Cumartesi günü sabahın ilk şıkları ile beraber uyanıp Kadıköy’den bir kaç parça simit poğaça alıyoruz. Amacımız ilk adalar vapuruna binmek değil ama ikincisine kesinlikle binmek. İkinci vapurun Kadıköy iskelesinden kalkış saati 10.30. Daha yarım saatimiz var. Ancak iskeleye doğru yürürken daha içeri giremeyeceğimizi  anlıyoruz. Onlarca grup var öğrencilerden oluşan. Bavulunu / bavullarını kapan gelmiş. Biz ise yanlarında küçük bir sırt çantamız ile aykırı duruyoruz. :) Bir yoğunluk..bir ses..hemen kendimizi iskelenin ön kısmına atıyoruz akbillerimizi bastıktan sonra. Vapur iskeleye yanaşıyor. Herkes yer kapma telaşında. :) Hazır ol…Koş..Ama vapur o kadar büyük ki buradaki herkesi fazlasıyla alıyor, bir çok boşyer de zaten kalıyor. Biraz gözümüzde büyütmüşüz :) ..Hemen arkadaşlarımızla sohpete dalıyor, kitabımızdan Burgazada ile ilgili  bilgileniyoruz.

dsc_0834

Bu Adalar’a gidiş çok enteresan. Daha bir kaç dakika önce şehrin kaosu, yoğunluğu, stresi seninleyken artık değil. Trafik gürültüsü varken, artık yok. Martılar ile birliktesiniz. Dalga sesleri.. Sanki İstanbuldayız ama aslında İstanbulda değiliz..Muhteşem…Vapurumuz ilk olarak Kınalıada’da duruyor. Sabah saatleri olduğundan binen yok..bir sürü kişi iniyor. İkinci durak bizim ada.. Burgazada. Bir miktar kişi de burada iniyor. Yol toplamda yarım saat sürüyor. İner inmez önce kendimizi meydanda buluyoruz. Çevremizi gözlemliyoruz. Pek kimseler yok. Sıcak tepemizde. Faytonlar geliyor..gidiyor..kimi boş..kimisi dolu..”Kural 1: Bir yeri en hızlı ve keyifli tanımanın yolu kısa bir tur atmaktır.” Sahil tarafında yürüyüş yapıyoruz, bir anda insan profili değişiyor. Herkes mayolu! Durun bi saniye. Biz yanımıza almadık. Şaapp..Şuupp..denize alayan atlayana..şakalaşan şakalaşana..biz resmen turist ömer gibi kaldık yahu! :) Sinir olmak elde değil.. Yan yana onlarca kişi yatmış güneşleniyor. Mayonuz varsa buradan yatacak yer ve şezlong kiralamanız mümkün :) .. Yanyana bir sürü yer var. Zaten çok büyükte değil.

dsc_0833

dsc_0781

Biz Kural 1’i uygulayalım diyoruz hemen. Tekrar meydana geliyoruz. İlk faytoncu ile konuşuyoruz. Kısa tur 30, büyük tur 40 TL. Biraz pazarlık ediyoruz. Büyük turu 35 TL’ye anlaşıyoruz. Fayton sahil şeridinden geçerek ama geçtiği yerlerin sorduğumuzda ne olduğunu bilmeyerek bizi gezdiriyor. İş bulmuş işte..yapıyor..özveri ve kendini o işte geliştirmek katkı sağlamak yok. Zaten bizi anlayabilecek durumu da yok. Burgazada adaların içinde en şirini gibi duruyor. Küçük. Bir o kadar da sakin, nezih. Ama bir yarası var bu adanın..Geçtiğimiz yıllarda yandı. Biliyorsunuz çok içimiz sızladı. Elden hiçbirşey gelmedi. Rüzgar, ulaşım..of of..şimdi tekrardan ağaçlandırılıyor ancak şu anki görüntü kötü..artık çocuklarımız o ağaçların güzelliğini ancak görebilecekler. Tarihi manastırın önünden geçerek faytonumuz denize sıfır ilerlerken artık yukarılara tırmanıyor. Manzaralar eşliğinde ilerliyoruz. Bir süre sonra tepede bir çay bahçesine geliyoruz. Burada çay içmek isteyip istemediğimizi soruyor. Biz hayır diyip devam ediyoruz. Genelde herkes orada çay içiyor yoluna öyle devam ediyormuş diye de ekliyor.

dsc_0794

dsc_0793

Kalpazankaya Mesire Yeri’ne kadar geliyoruz. Yolda burada bitiyor zaten. İçeride ormanlık bir alan, aşağıya kadar inen bir patika ve yine aynı alanda bir restorant var. Faytoncu siz buraya bakın diyor, 15 dk. sonra gelip alacağım sizi diyor. Gidiyor. Bizde herkese girişin ücretsiz olduğu Kalpazankaya mesire yeri’ne giriyoruz. Restorant’ın manzarası güzel, ancak içinden geçip patikadan Kalpazankaya’ya doğru iniyoruz. Bu kayanın adı Osmanlı döneminde kalpazanların bu kayanın arkasına gizlenerek sahte para yaptıkları rivayet edilir. Taşlık bir küçücük plajı var. Ancak buna rağmen 8-10 kişi de burada giriyor denize. Bizi 15 dk. sonra alacağını söyleyen faytonumuzu 30 dk. bekledikten (neyseki güzel biryerde, dalından erik kopartarak..) sonra tekrar binerek faytonumuza hızla yolumuza devam ediyoruz.

dsc_0892

dsc_0819

Sahilde önden gördüğümüz manastırın bu sefer arkasını görüyoruz. Aynı manastırın bahçesinde kilisesi de (Aya Yorgi Garipi Manastırı – 1728) bulunuyor. Bahçesine ve ilk giriş kısmına girebiliyor ancak ana kapısından giremiyoruz. Sadece ayinlerde açılıyormuş. Oldukça eski ve etkileyici süslemelere sahip bu kiliseyi yılın belli zamanlarında insanlar adak adamak için geliyorlar. Evler sokaklar zaten etkileyici. Faytonumuzdan iniyoruz turumuzu bitiyor ve geçerken gördüğümüz bir kaç yere bakmak üzere yürüyoruz. Birincisi Sait Faik Müze Evi. Kapalı. Tadilat varmış. İkincisi hemen az ilerisinde Ayios İoanis Kilisesi. Kilise de kapalı. İçini göremiyoruz. Pazar günleri zadece dua ve ayinlerde açılıyormuş 10-12 arası. Bizde devam ediyoruz ve Burgazada Öğretmen Evi’e giriyoruz. Artık balık yeme vakti. Açlıktan ölüyoruz. Aslında asıl balık ziyafetini akşam sahil kenarında yaparız diye planladık ancak o kadar çok yemişiz ki bir gr. dahi acıkmadık. Sıcak ve uyku bastırması sonucu kendimizi bir anda Sinem Dondurmaları’nın önünde bulduk. Burada daha önce hiç yemediğimiz kadar lezzetli dondurmalarımızı yedik. Kesinlikle Burgazada’da tatmadan dönmeyin. Hazır dondurma sevmeyenler top top sevenler için hazine gibi gelecek. :) Akşam 18.15 vapuru ile tekrar geri dönüyoruz. Kısa ama dolu dolu geçen bu geziden mesud bir biçimde ayrılırken bize eşlik eden arkadaşlarımıza da teşekkür ediyoruz. Evde “Vog’da Makarna” partisi yapmak için yolumuza devam ediyoruz… :)

kelebeeek

Ada üzerinde aslında tepedeki Hristos Manastırı kalıntıları hariç herşeyi görmüş olduk. Küçük sevimli ve sıcak bir ada. Yoğunluk yok. Karmaşa yok. Lüks yok. Kalabileceğiniz bir kaç yer mevcut. Burgazada’yı kesinlikle görün, keyfini çıkartın, mayonuzu da almayı unutmayın. :)


Tem 3 2009

Ankara’da Cağ Kebabı canınız çekerse…


dsc_0747

Nefis bir lezzet bu. Bu yazıyı nasıl yazacağım bilmiyorum. Yazarken bile etkileniyorum ve ağzımın suları akıyor. :) Peki öyleyse sıkı durun bir çırpıda anlatalım ve yazıyı arşivimize kaldıralım..Ankara’da keyifle, enfes bir biçimde yediğimiz iki yerimiz var. Birincisi Ankara Kalesi’nde hemen ana giriş kapısının yanında daha salaş, ancak oldukça lezzetli bir mekan (Sadık Usta Oltu Kebapçısı); diğeri ise Dikmen/Öveçler ‘de bulunan Dadaşlar Tortum Çağ Et Evi.

dsc_0752

Bu Ankara ziyaretimizde gezi için değil taşınan ailemize yardım için geldik. Haliyle evden pek dışarı çıkmamış olsak da akşam birşeyler yemek için vazgeçilmez damak tadımız olan Dadaşlar Tortum Çağ Et Evi’ne gittik. Her Ankara ziyaretimizde bir kez mutlaka uğrayıp burada ya da diğerinde Cağ kebabının tadına bakıyoruz. İstanbul’da olmamıza rağmen henüz aynı keyfi alacak bir mekan bulamadık. (Bulan varsa bize de bildirsin. :) ) Genelde sık biçimde yazları geldiğimizden mekanın bahçesinden faydalanıyoruz. Güzel bahçesi var. Oturduğunuz andan itibaren sürekli bir hareket başlıyor. En keyif aldığımız nokta da bu zaten.. :)

dsc_0749

Yatık döner olarak bilinse de aslında döner eti gibi değil daha da lezzetli bir et. Şişler siz dur diyene kadar geliyor. İşin raconu bu. Yemekten keyif almak böyle bir duygu olsa gerek. İki kişi salata, şişe ayran, ve toplamda 7 şiş, 55 TL hesap ödeniyor. ikram karpuz ve çaylar buna dahil değil. Çok ucuz olmasa da verdikleri hizmet ve lezzet güzel. Sizi bu enfes lezzetin fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyoruz.. :)


Haz 8 2009

Devrek,Bastoncular Çarşısı, Karadeniz Ereğli ve Balık Keyfi

Bu güzel 19 mayıs tatilinin son demlerini yaşıyoruz artık. Bir günümüz kaldı artık doyasıya yaşayabileceğimiz. Sabah el yapımı bastonlarıyla ünlü ‘Devrek’ üzerinden ‘Karadeniz Ereğli‘ye gideceğiz. Uygulama otelimizde yaptığımız kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz. Devrek yolu yine keyif alarak ilerlediğiniz bir yol. Yollar geniş ve yapılı. Yaklaşık bir saat sonra Devrek tabelasından giriyoruz. Geniş bir alana yayılmış bir ilçe izlenimini veriyor Devrek.

devrek_19mayis

Bastonlarıyla ünlü bu şirin yerde 19 Mayıs bayramı tüm hızıyla kutlanıyor. Her yerde bayraklar asılmış. Yer gök kırmızı derler ya aynen öyle. Ne kadar da sevimli oluyor bu şekilde ilçelerimiz, köylerimiz, şehirlerimiz…Tam anayol üzerinde ilerlerken Devrek stadı (ya da öyle bir yer) olduğunu düşündüğümüz alanda, neredeyse tüm ilçe halkıyla karşılaşıyoruz. :) Herkes 19 Mayıs gösterilerini izlemeye gelmiş sanki. Müzik çalıyor, gençler gösterilerini sunuyorlar, yüzlerce insan onlara alkış tutuyor, bayraklarımız dalgalanıyor. Muhteşem bir görüntü. Mutluluk doluyoruz bir anda. Bir süre yolun kenarına park edip onların bu gösterilerini izliyoruz. Ama güneş kavurucu oluyor ve bir süre sonra biz Devrek’e asıl geliş sebebimiz olan bastonlarını bulmak için tekrar yola çıkıyoruz.
dsc_0595

dsc_0592

Bir iki kişiye sorarak meşhur Bastoncular Çarşısı‘nı buluyoruz. Şehrin içinde kalmış, yanyana dükkanların sıralandığı küçük bir çarşıcık karşılıyor bizi. Toplamda 10-12 adet dükkan var. Aslında biz çok daha büyük ya da turistik bir yer olarak hayal etmiştik bu çarşıyı. En azından bir cazibe merkezi haline gelebilir ya da asıl amacaı satış ve gelir elde etmek olan çarşının albenili olması sağlanabilirmiş. Her dükkanın içerisinde onlarca çeşit, renk renk, boy boy, desen desen bastonlar buluyor. Birinden çıkıp diğerine giriyoruz. Dükkanında sürekli yeni bastonlar tasarlayan ve oracıkta üretmeye, şekillendirmeye başlayan esnaf muhteşem görüntüler sunuyor. Girdiğimiz her dükkanda sohpet ediyoruz. Bu kadar bastoncu arasında 2’de bayan bastoncumuz var. Sohpetimizi yapıp oradan ayrılıyoruz. Yolunuz buradan geçerse mutlaka uğrayıp bu bastonları görmenizi tavsiye ediyoruz. Şehirde başka vakit kaybetmeden Karadeniz Ereğlisi’ne doğru yola koyuluyoruz.

dsc_0591

K.Ereğlisine gitmek için Devrek’ten dağları aşarak gidilen bir ara yol var. O yolu tercih ediyoruz. Yaklaşık 30-40 km. Dağları tırmanmaya başlıyoruz. Devrek aşağıda kalıyor. Aman Allah’ım o ne muhteşem zenginlik, her yer yemyeşil. İşte size bir karadeniz klasiği. :) Yollar bir sağ bir sol hatta sağ yaparken sol gibi yoğun virajlı olmaya başlıyor. Sürekli köylerin ve taze dağ havasının içerisinden geçerek devam ediyoruz. Mesafe km. olarak kısa ancak neredeyse hızımız 20’yi hiç aşamıyor. K.Ereğlisine gitmek 1.5 saat gibi bir süre alıyor. Buna dur kalklar, manzaralara bakmalar, nefis dağ sularından içmeler de dahil :) . Bu yolu kendine ve arabasına güvenenlere tavsiye ediyoruz. Onun haricinde girmeyin :) Mide bulantısı yol tutması olanlar ise hiç geçmesin bile..

eregli_panorama1

Karadeniz Ereğli’ye girdiğimizde artık büyük ve gelişmiş bir şehirde olduğunuzu hissediyorsunuz. Binalar yükselmeye, arabalar değişmeye, sokaklar oldukça yoğun ve kalabalık olmaya başlıyor. Bizim amacımız şehre bir bakış atıp, havasını teneffüs etmek. Bir balık yiyip ardından İstanbul’a dönmek. Önce aracımızla bir kısa şehir turu yapıyoruz tanımak için. Trafik olmaya başlayınca bunu sahil şeridinde aracımızdan inerek yapıyoruz. Herkes sahilde yürüyor neredeyse. Nefis. İşte sahil yerleşimlerinin en güzel yanıda bu. Deniz her an yanıbaşınızda. Parklar geniş, yeşillikler bol. Sahil boyunca bir ileri bir de geri tur yapıp acıktığımızı hissediyoruz. Ne yeriz? Tabiki Balık! Gözümüze kestirdiğimiz bir iki kişiye (yerel halktan) nerde güzel yiyebileceğimizi soruyoruz. Herkesin cevabı net: ‘-Balık yemek istiyorsanız iskelenin oradaki yerlerde yiyin.’

dsc_0619

İskelenin sonunda 4-5 balıkçı yan yana duruyor. Hepsi müşteri kapma yarışında. Israr var sürekli. Ancak biz yine tercihinimiz kalabalık olandan yana kullanıyoruz. Çoğu zaman bu yöntem işe yarıyor. :) Yemek konusunda risk almak her zaman güzel sonuçlanamayabiliyor. Engin Balık Restorant‘a girip İstavrit ve salata siparişlerimizi veriyoruz. Bizim için aynı zamanda Amasra ile karşılaştırma imkanı da doğuyor. :) Servis oldukça yavaş da olsa balıklar oldukça lezzetli biçimde midemize iniveriyor. Salata Amasra salatasından farklı olarak üstünde peynir rendeli olarak geliyor. Salata tercihimiz Amasra’dan yana ;) . Karnımız tok. Artık yavaş yavaş dönüş vakti.

dsc_0620

dsc_0623

K.Ereğli’den Akçakoca’ya kadar sahile paralel muhteşem Karadeniz mazarasıyla ilerliyorsunuz. Keşke İstanbul’a kadar yol böyle olsa dedirtiyor.. Akçakoca’dan Düzceye çıkıyor ve İstanbula 2.5 saat sonra varıyoruz. Küçük Karadeniz gezisi olarak çok keyif aldık bu gezimizde. Asıl büyük Karadeniz gezisi için beklediğimiz uygun zamanı artık daha da bir heyecan ile bekliyoruz..


Haz 6 2009

Amasra, Amasra Müzesi, Bakacak Tepesi, Amasra Kalesi, İstavrit, Amasra Salatası, Bartın

amasra_panorama

dsc_0493

Sabah erken kalkıp pansiyonumuzda son enfes kahvaltımızı yapıyoruz. Aslında yolumuz çok fazla değil. Ancak yolda yer yer yapım çalışmaları olduğunu öğrendiğimizden temkinli davranıyoruz. Amasra-Safranbolu arası yaklaşık 80 km. Normal şartlarda en fazla 1 saat sürüyor. Eşyalarımızı aracımıza yüklüyor ve yola koyuluyoruz.

Yolda neredeyse tek tük araç görüyoruz. Haftasonu yoğunluğu kalmamış, büyük ihtimalle tüm turlar geldikleri gibi dönmüşler. Bu bizim içinde çok kalabalık olmadan gezmek anlamına geldiğinden bir noktada seviniyoruz. :) Yolda bir süre sonra etrafımızı görmeden ilerlediğimiz farkediyoruz. Bu ne muhteşem bir yol böyle.!? Etrafta ağaçlar o kadar sıkı ve yeşil ki yer yer ağaçlar yollara kadar çıkmışlar. Bu şekilde uzunca bir süre ilerliyoruz. Yoldan keyif almak demek böyle bir şey olmalı! Hiç işiniz olmasa bile ara ara gelip bir ileri, bir geri gidesi geliyor insanın.. :)

dsc_0527

Yolda yapım çalışması sadece bir iki yerde kısa kısa karşımıza çıkıyor ve bir sorunla karşılaşmadan Amasra’ya varıyoruz. Şehre ilk önce Fatih Sultan Mehmet’in de hayran hayran izlediği Bakacak Tepesi’nden giriş yapıyoruz. Herşey ayaklarınızın altında. İhtiyacınız olan tüm güzellikler ise yanıbaşınızda. Sağınız yeşil, solunuz mavi.. (Bu anlatımı heralde Karadeniz turu yaptığımızda sürekli kullanacağız. :) ) Küçük bir yerleşim yeri olduğundan kalacağımız Amasra Anadolu Otelcilik Turizm Meslek Lisesi’nin Uygulama Oteli‘ni zorlanmadan buluyoruz. Bir gün önceden telefon ile rezervasyon yapmıştık, şimdi sorunsuzca kaydımızı yaptırıyoruz. Ancak odalara çıkış 13.30 diyor çalışan öğrenciler güler yüzleriyle ve bizde o saate kadar beklemek istemediğimizden eşyalarımızı bırakıp dolaşmak için çıkıyoruz. Amaç yerleşene kadar en azından bir iki yer görmek. Yürümeyi sevenler  Amasra’da şehir içerisinde araca pek ihtiyaç duymayabilir.

dsc_0476

amasra_muzesi_panorama1

Otelden aldığımız bilgilendirici Amasra broşürlerini inceleyip bir rota çıkartıyoruz. İlk hedefimiz bizi girişte karşılayan Amasra Müzesi. Müzeye girerken büyük bir heyecanla Müze Kart’larımızı çıkartıyoruz ancak kapıdaki görevli gerek olmadığını söylüyor. Bir süre sonra müzeler haftası dolayısıyla girişlerin ücretsiz olduğunu anlıyoruz. Müze 1884 yılında Denizcilik Okulu olarak yapılmaya başlanıyor ancak bir türlü bitirilemiyor. 1976 yılında Kültür Bakanlığı müze yapmak için restarasyona başlıyor ve aynı zamanda açılış tarihi olan 1982 yılında bitiriyor. Müzenin yeri konumu muhteşem. Oldukça güzel arkeolojik eserler var. Hellenistlik dönem, Roma, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı eserlerine ilgi duyanların kesinlikle görmeleri gereken bir müze.

dsc_0463

dsc_0478

dsc_0452

Müzeden çıkıp Amasra’nın merkezine ilerlediğimizde gezimizde bir tad eksikliğini farkediyoruz. Bu tad mimari lezzetsizlik! Bu kadar güzel bir kenti bu kadar iç içe ve kötü bir mimariyle bozmaya kimsenin hakkı yoktu. Evler çirkin. Bakımsız. Bir süre sonra Amasra kalesine gittiğimzide durumun vehametini daha da iyi kavrıyoruz. Neredeyse kaleye ait hiçbir parça göremiyoruz. Evler bu kadar rezil olamaz. Mimari bir rezalet. Herkes kafasına göre tarihi kale içerisine ev yapmış. Tarihi bir kaç ev ise bakımsızlıktan bugün yarın yıkılmak üzere. İçimiz yine cız etti. Bir çok ev dış sıva renkleriyle kalmış. Bir kısmı denizi görmek için birbirini yemiş. Üst üste katlar çıkmış. Biz size denizin güzelliğinden bahsedemiyoruz. Bir kenti kent yapan kültürel ve doğal unsurları ellerimizle boğarak öldürmüşüz. (Bu arada tarihi eserler üzerine spreyle yazılan isimlerden ve aşk ilanlarından bahsetmiyoruz bile. Bu artık gittiğimiz bir çok yerde normalleşti bizim için..) Buna devletin resmi kurumları da onay vererek cinayeti resmileştirmişler. Nerede maşhur Amasra Kalesi? Burada..ee surlar?..şu köşede var bir parça..biraz bu tarafta..gerisi evlerden gözükmüyor. Oh ne güzel. Biz buraya ev görmeye değil tarihi ve doğal güzellikleri görmek için geldik. Ama yok. Böyle olmayacak. Biz son tarihi eseride yok edene kadar akıllanmayacağız. Ya da ABD, Avrupa diyecek bize ‘koruyun eserlerinizi!’ diye biz öyle yapacağız. Ondan önce akıllanmıyoruz. Yine sinirimiz kalktı.

amasrakalesi

amasra_panorama2

Amasra Kalesinde girerken ‘Kemere’ denilen bir körüden geçerek giriyorsunuz. sağınızda ve solunuzda nefis deniz manzarası ve Tavşan Adası var. (Aslında biraz gücümüz yetse bu denizi de kırar dökeriz iki bina çıkarız ama..neyse..) Ada üzerinde tavşanlar olduğundan bu isim verilmiş. Bir de Bizans dönemine ait kilise kalıntısı var ancak biz göremedik. Onun haricinde bir özelliği yok. Kalede Fatih Camiisi ve Kültür Sanat Evi‘ne (Chapel olarak geçiyor.) gidiyoruz. Kültür evi kapalı. Fatih Camii ise yanıbaşında görülebilir. Küçük ve kiliseden çevrilen bir camii. Hatta Cuma hutbelerinin Kılıç ile okunması geleneği günümüzde bu camii’de yaşatılıyormuş.

dsc_0514

Kalede en tepe noktasında Amasra Feneri‘ne kadar çıkıyoruz. Oldukça sert esen bir rüzgar var. Hava sıcak olmasına rağmen hasta edebilir. Çıkmak zor terletiyor insanı. Ancak sağa sola bakmak çok keyifli. 1863 yılından beri binlerce gemiye yol gösteren bu fener hala takır takır hizmet veriyor. Kaleden inip çarşı merkezine giriyoruz. Burada alışveriş yapabileceğiniz uzun bir çarşısı var. Sağlı sollu hediyelik eşya alabileceğiniz onlarca mağaza. Bu sokak sizi yine limanın olduğu kısma kadar götürüyor. Liman aynı zamanda otopark. 5 TL karşılığında aracınız süresiz kalabiliyor.

Bizim için en önemli an olan yeme içme kısmına geliyoruz. Burada yiyebileceğiniz en lezzetli yiyecek tabiki balık ve meşhur salatası. Balıkçıların önünden geçiyor ve fiyatlarını karşılaştırıyoruz. Aşağı yukarı hepsi aynı. Biz kararımızı en kalabalık yer olan Çeşm-i Cihan‘dan yana kullanıyoruz. Bu balıkçı bir çok ünlününde uğrak yeri olmuş. Hemen masamız kuruluyor nefis manzara ile beraber. İstavrit söylüyoruz. Kısa bir süre sonra istavritlerimiz ve enfes salatamız yanıbaşımızda oluyor. Salatanın içerisinde neredeyse 35 farklı ot-sebze buluyor. Muhteşem bir lezzeti ve görsel şöleni var. Yemek sonrasında bize değişik gözüken Ballı Yoğurt tatlısını denemek istiyoruz. Üzerine cevizde ufalanan bu tatlı oldukça hafif ve lezzetli. Aslında evde de yapabileceğiniz bir tatlı. Yazarken bile o anları hatırlamak ağzımızı sulandırıyor. :) Ancak bir saniye..tatlının fotoğrafını çekmeyi unutmuşuz heyecandan. :) Kendimizi o kadar kaptırmışız ki yemeğe. Hemen orada bizimle ilgilenen görevliye derdimizi anlatıyoruz. Çekmemiz lazım başkasına götürüken haber et çekelim diyoruz. Kibarlık yapıp biz size yapalım bir tane daha diyorlar fotoğraf çekimi için. Ancak bu tatlı öyle uzun dayanabilecek bir tatlı değil. Hemen bitirmek lazım. Bu sebeple biraz mırın kırında edilmiyor değil. Fotoğraf çekimi için gelen Ballı Yoğurt Tatlısı’nda bizim tatlımızda olmayan bir de muz eklenmiş. Aslında bu daha da lezzetli gözüküyor ve bize ikram edilen bu tatlıdan yan masayı nasiplendiriyoruz ancak bizim tatlımız neden böyle değilde diye de sormadan edemiyoruz.

dsc_0552

istavrit

amasra_salatasi

Hemen otelimize dönüyor ve dinleniyoruz. Geçen saatlerin ardından biraz gözlerimizi dinlendirmek iyi geliyor. Uygulama oteli çok konforlu ya da lüks olmasa da bir ya da iki gün için güzel ve ekonomik bir çözüm oluyor çoğu zaman. Burada kişi başı kahvaltı dahil 30 TL. Çalışanların neredeyse hepsi lise öğrencisi ve güler yüzlü olunca eksiklikleri çokta önemsemiyorsunuz.

Akşam üzeri Bakacak tepesine doğru ilerliyoruz. Büyük bir çay bahçesi var. Aynı zamanda burada yazları mangal keyfi yapmak mümkün. Gün batımını burada yapıyoruz. Enfes bir manzara. Fatih Sultan Mehmet’in dediği ve hayret ettiği kadar var. ”Lala Lala Çaşm-i Cihan Buramı Ola!”

bakacak_tepesi

bartin2

Yarın ki planımızda Bartın var. Ancak Amasra gezilebilecek bir çok noktayı gördük. Bir kaç yer haricinde. Bu yüzden akşamı Bartın’da yapalım diyoruz. Zaten Bartın en fazla 20 dk. sürüyor virajlı yollardan dolayı. Yoksa km olarak fazla bir uzaklığı yok. Hemen kendimizi Bartın’da buluyoruz. Şehre girerken o kadar çok eski ve tarihi ev ile karşılaşıyoruz ki bu bizi çok memnun ediyor. Bu evlerin büyük çoğunluğu hala kullanılıyor. Şehri bilmiyoruz. Nereden gidilir nasıl merkeze inilir..Tam bu sırada önümüzde bir askeri araç çıkıyor. Komutanını şehrin merkezine götürdüğünü düşündüğümüz aracı takip ediyoruz bir kaç dakika sonra kendimizi merkezde buluyoruz. Hemen bulduğumuz ilk yere park edip şehrin en işlek caddesinde yürüyüş yapıyoruz. Zaten bir çok küçük Anadolu kentinde olduğu gibi burada da en işlek bir cadde bulunuyor ve herkesi bu cadde üzerinde buluyorsunuz. Burada yürümek aslında şehrin dokusunu yaşamını ve yaşayanını anlamak için çok faydalı oluyor. Şehirle ilgili kafanızda bir şekil çizmenize yardımcı oluyor. Bartın sakin ve eski dokusunu koruyan bir kent. Belediye binası bile oldukça tarihi gözüküyor. Umarız bu dokuyu kentleşme adına yoketmeyiz.

Akşam tekrar Amasra’ya kaldığımız otelimize dönüyoruz. Sabah ilk hedefimiz Devrek oradan Karadeniz Ereğli.

bartin

bartin3