May 29 2011

Balkan Gezisi 1. Bölüm: ‘Saraybosna-Dubrovnik’ yolculuğu

Sarajevo International Airport

Sabah 5.30 gibi yola çıkıyoruz. Saat 08.00’de kalkacak olan İstanbul-Saraybosna uçağımıza yetişebilmek için hızlı hızlı hareket ediyoruz. Malum bu sefer dostlarımızla kalabalık ve bebekli ayrıca bir o kadar da mecera dolu bir seyahat olacak.

Balkan gezimizi evet uzun bir süre önce araba ile gideceğimizi söylemiştik sizlere. Ancak Gerek araç triptik belgeleri, sigortaları, Yunanistan vizesi, benzini derken THY’nin indirimli biletine (Gidiş dönüş, 2 yetişkin + 1 bebek 980 TL) denk gelince bir anda tüm program değişiverdi. Uçakla gitmemizin bize yaklaşık 1500 TL daha ucuza geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ekibimiz 3 aileden oluşuyor, 6 yetişkin ve her ailede birer bebek (0-2 yaş)  mevcut. Bebekle gezmek zor diyenleri hissediyor gibi oluyoruz, hayır hiç korkmayın ve gezmeye alıştırın. Tek yapmanız gereken bebeğinize ve kendinize hayatı kolaylaştırmak. :)

Uçuşumuz 1.30 saat sürüyor. Türkiye saati ile 9.30’da inmiş oluyoruz. İnince saatleri 1 saat geriye alıyoruz şaşırmamak için. Havaalanında daha önceden ayarladığımız kiralık minibüsümüz ve şirket yetkilisi Hakan bey karşılıyor bizleri. (New Horizons Rent a Car – Hakan Varan / Gsm: 061 137 700) İsminin Hakan olduğu görünce bir anda Türkçe konuşmak istiyoruz ama nafile. :) Maalesef İngilizce anlaşıyoruz. Ama ‘0’ km ve bebek koltukları olan bir minibüs teslim ediyor ve bize de 8 gün (720 Euro) boyunca tertemiz bu minibüsle gezmek kalıyor. Gelmeden önce bir çok ünlü ünsüz kiralama firmasıyla görüşmeler yaptık, küçük sınıf araçlar hariç (VW Polo-VW Golf sınıfı v.b..) diğer otomobillleri yada herhangi bir vasıtayı ülkeler arasında götüremiyorsunuz. Hakan bey bizim aracımızda problem yaşamazsınız dediği için onu tercih ediyoruz. Aslında yeşil kağıt denilen (Triptik) bir belgenin araçta olması gerekiyor. Bu belge ile aracınız geçiş izni alıyor olay bundan ibaret.

Saraybosna ilk anda bizi sisli-puslu ancak temiz havasıyla karşılıyor. Hemen bavullarımızı bebek arabalarımızı yerleştirip yola koyuluyoruz. Burada yaşayan arkadaşımızda kahvaltımızı yapıp, hasret giderip yola koyulcağız. Hem malum bebekleri beslemek ve yorgunluklarını atmak gerekiyor :) . Araç ilk başta sessiz olsada bir süre sonra çocuk sesleri(!) eşliğinde bir yolculuk başlıyor. Hep sorardık neden bebekli aileler, sadece bebekli aileler ile görüşüyor? İşte burada sorumuzun yanıtını bulduk.. :)

Havaalanı zaten oldukça küçük ve işlemler hiç de uzun sürmüyor. Yola çıkınca ilk anda şaşkınlık, üzüntü ve burukluk kaplıyor içimizi. Binaların birçoğunda mermi izleri, patlamış roketler ve şarapnel parçaları hala rahatlıkla görülüyor. Şehrin nispeten dış kısımları sayılan havaalanı tarafından şehrin merkezine ulaşmamız 10 dk. sürüyor. Nefis bir kahvaltı keyfinden sonra gerekli yol talimatlarını alıyoruz ve yola koyuluyoruz.

Saraybosna – Dubrovnik arası normal şartlarda 4.5 saat sürüyor. Km olarak çok olmasa da hız limitleri oldukça düşük ve yollar çok virajlı. Neredeyse her 10-15 km aralıklarla radar polis kontrolleri var. Hız yaptığınız an cezayı basıyorlar. Bizdeki gibi Polis arabası size bakmıyor, ters şeritte ve karşı tarafta duruyor ama polis elindeki cihazı karşı tarafa tutuyor. Böylece biz sevinirken bir anda çevirmeye giriveriyoruz. :) Bosna polisi Boşnakça bize birşeyler söylerken bizde ingilizce ona birşeyler söylüyoruz. İki tarafta anlaşamayınca kağıdı alıp bize ‘-Neden 100 ile gidiyorsunuz burada 80’ diyor. Bizde önce Türkiye’de ki gibi ‘–bilmiyorduk?’ ayağına yatıyoruz, yemeyince ‘-biz aileyiz’ ,  onu da yemeyince ‘–biz Türk’üz’ diyoruz. Gülümsüyor ve işe yarıyor. :) ceza yemeden bizi bırakıyor. Ceza yediğiniz takdirde evraklarınızı alıp Mostar yabancılar ofisine yolluyormuş, biz de oradan evrakları alıyormuşuz. Yani parayı verdim kurtuldum ile iş bitmiyor. Belki de 3-5 saatlik bir maceradan kurtulmuş olduk. Bu yüzden siz siz olun kurallara uyun.

Sınır geçişlerinde pasaportlara ve araç belgelerine bakıyorlar, neden gittiğimizi soruyorlar ve damga basıp yolluyorlar. Bu sebeple stres olacak sıkıntı yapacak hiçbirşey yok. Hatta birçoğu bebekleri görünce soru sormuyor bile.. En keyifli an ise vizesiz yapılan yolculukların ne kadar güzel olduğunu anlamak oldu. İnşallah vizesiz dünyanın heryerine gitmek bir gün gerçekleşir..

Bitmek bilmeyen virajlar, ortalama 80 km hız neticesinde bebekler sıkılıyor ve huzursuzlanıyorlar. Sürekli mola vererek onları rahatlatmaya çalışıyoruz. Neyse uzatmayalım 6.30 saat sürüyor yolculuğumuz. :) Yanımıza iyiki Türkiye’de evde yaptığımız kek ve poğaçaları almışız yoksa yolculuk bitmezdi..

Otele (Rixos) vardığımızda hava kararmıştı. Odalarımıza yerleştik. Ölü sezon olması dolayısıyla oldukça iyi bir fiyata aile odası satın aldık (Günlük oda fiyatı 80 Euro, Kahvaltı dahil). Odalar çok güzel, temiz ve özellikle bebekli aileler için oldukça rahat. Otelin konumu, manzarası muhteşem. Yürüyerek 15 dk. içinde Dubrovnik merkezinde oluyorsunuz. Resepsiyonda 100 Euro bozduruyoruz ve yaklaşık 714 Kuna geri veriyor görevli. Bizim paramız değerli burada 1 TL= 3.5 Kuna.

Hepimiz acıktık ve akşam yemeği için merkeze iniyoruz aracımızla. Henüz keşif yapamadığımızdan tarihi kaleye bilmeden üst kısımdan giriyoruz ve bebek arabasını yüzlerce basamak elimizde indirmek ve dönüşte de çıkarmak zorunda kalıyoruz. Turistik bir yer ve saatin henüz 20.30 olmasına rağmen birçok yer kapanmış açık olan yerler ise pub gibi ya da ‘cıstak’ müzikli yerler. Bebekler için sakin bir yer bakınıyoruz. Bir yer gözümüze geliyor ve yemeğe karar veriyoruz. 6 kişi yiyip içiyoruz (ana yemekler) 814 Kuna hesap ödüyoruz. Böylece ilk ve son kazığımızı yemiş bulunuyoruz. :) Neyse ki yemekler güzeldi. Deniz ürünleri oldukça fazla. Yemek sonrası dinlenmek üzere tekrar otelimize dönüyoruz.


Şub 7 2011

Gezilerimiz bundan sonra çok daha keyifli olacak!

Fark ettiyseniz bir süredir güncelleme yapmıyorduk. En son gezimizi Mayıs 2010′da yaptık. Ama geçerli bir mazeretimiz vardı! :) Gezip Gördük en minik üyesi 13 Ekim 2010 günü aramıza katıldı. Gerek hamilelik gerekse ilk 4-5 ay kışa gelmesi sebebiyle ancak yakın yerlere temiz oksijen ile buluşmak amacıyla çıktık-çıkıyoruz.. Ancak bundan sonrası hepimiz için yeni başlıyor. Sitemizi takip eden bir çok bebekli aile için de ayrı bir tecrübe olacak yazdıklarımız. Artık tüm gezilere bu noktadan da bakabileceğiz. Sizler bu satırları okuyorken, bizler Nisan ayında gerçekleştirmeyi planladığımız otomobil ile Balkanlar turumuzu planlıyor olacağız. Bizimle beraber gezimize katılacak tüm dostlarımız da aynı bizim gibi birer bebek sahibi. Bu yüzden ayrı bir deneyim olacak Balkanlar. Şimdilik heyecanı içinde kalsın, süprizi kaçmasın.. 2011 yılı herkes için bol gezili seyahat dolu geçsin..

Sevgiler..
Gezip Gördük


Oca 27 2009

Abant Gölü’nde kar keyfi

Yine içimiz kıpır kıpır. Bir süredir hareketsiz kalmışız da içimiz sıkılmış. Cumartesi günü canımız kar istiyor, doğa istiyor, lezzetli birşeyler yemek istiyor… Ama aynı zamanda trafik sıkıntısı çekmek istemiyoruz. Kısa bir süre düşünüp kendimizi Ankara-İstanbul otoyolunda buluyoruz. Hiç ama hiç acelemiz yok. Yeterki yolculuğumuz keyifli geçsin. Saat 13.00 gibi yola koyuluyoruz. Yol zaten otoban ve İzmit’ten itibaren araç sayısında gözle görülür bir azalma da oluyor.

Abant’a kadar olan tüm yolculuk toplam 2 saat sürüyor. Buna durup benzin almak dahil. :) İki farklı çıkış oldu Bolu tünelinden sonra Abant çıkışı için. Birincisi Bolu dağını aşıp, tekrar otobana girmeden, kavşaktaki yönlendirmeyi takip ederek, ikincisi de yine Bolu tünelini geçip Abant çıkışını takip ederek. Biz bu yollardan ilkini klasik olanı kullanıyoruz. Aslında Bolu dağını tırmanma sebebimiz birazda nostalji yaşamak. Biraz duygulandık dağı tırmanırken çünkü artık yollarda tek tük araçtan başka kimseleri göremiyorsunuz. Heryer boşalmış. Birçok restoran kapısına kilit vurmuş. Eskiden sürekli uğradığımız ‘İsmail’in Yeri’ ise bu nostaljiyi yaşatırcasına ayakta, açık, direniyor bu yaşananlara. (Bu arada İsmail’in Yeri yeni yerini Bolu Tüneli’ne gelmeden açtı, büyük ve dışarıdan oldukça güzel gözüküyor, ancak içeri girmedik..)

Abant ayrımından ayırılıp artık ana yoldan uzaklaşıyoruz. Yağmur başlıyor. İstanbul’da 15 derece olan sıcaklık 2 saat içerisinde 3 dereceye iniyor. Her yerde karlar var, yol hariç. Milli park olduğundan Abant gölü girişinde görevli, araç için bilet kesiyor ”6 Lira”. Sağlı sollu tur otobüsleri park etmiş, kısa bir süre park edebileceğimiz bir yer arıyoruz. Yolun kenarına bırakıyoruz en sonunda. Bizden sonra gelen ve bizi gören araçlar da arkamıza park ediyorlar ve yol kenarı park alanı 15 dakika içerisinde tarafımızdan oluşturulmuş oluyor.

Arabamızdan iner inmez şoklama gibi bir soğukla karşılaşıyoruz. Mis gibi dağ havası soğukla beraber bizi kendimize getiriyor. Her yerden eriyen kar suları akıyor. Yağan yağmur bizi Abant gölüne getirdikten sonra duruyor. Kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Aslında göl etrafında yapabilecekleriniz sınırlı, biraz yürüyüş, belki fayton turu, gölün çevresinde bulunan otellerde bir yemek..yanında birazda manzara..hepsi bu..

Göl tamamen buz tutmuş. Çok romantik gözüküyor. Ağaçların arasında sürekli bir sis tabakası, hareket halinde enfes gözüküyor. Elimiz sürekli denklanşörde. Bir süre sonra iliklerimize kadar işleyen soğuk karşısında dayanamayıp yemek yemek için göl kenarındaki cafe-restorant’a yürümeye başlıyoruz. Bu arada tur otobüsleri saat 16.00 ya doğru gidiyorlar ve ortalık bir anda sessizleşiyor.

Göl kenarındaki cafe-restoran muhteşem bir manzara sahip konumda. İçeride çıtır çıtır yanan odun ateşi de mevcut. İşte bu bizi kendimize getiriyor. Yemek olarak köfte söylüyoruz. Etler lezzetliydi, genel olarak sıkıntı yok ama servis biraz zayıf. Çok fazla bir beklenti içine girmeyin. 5 köfte, 5 alkolsüz içecek, 5 çay v.s. 85 lira hesap geldi. Kredi kartı da geçiyor. Konaklama yapmak isteyenler için Abant Gölü’nde bir kaç büyük otel bulunmakta. Bunun haricinde Abant Gölü girişinde ise yolda gelirken bir kaç adet butik otel tarzında yerler mevcut. Sıkıntı olacağını düşünmüyoruz. Ama bizim geldiğimiz bu hafta okullarında tatil olmasıyla her yer dolmuş, tatillerde önceden yer ayarlamakta fayda var. 

Yemeğimizin verdiği rehavete kapılmadan tekrar akşam 18.30 gibi yola koyuluyoruz. Günübirlik olan bu Abant Gölü gezimizden mutlu mesud biçimde ayrılıyoruz. Aslında ne yalan söyleyelim şu an İstanbula dönmek hiç istemiyoruz.. Bir sonraki gezimizi sabırsızlıkla bekliyoruz..


Eyl 5 2007

Nihayet!

Uzun süredir planladığımız aile blogumuz yayında. Burada özellikle tüm gezilerimizi sizlerle paylaşıp bir gezelim görelim :) sinerjisi yaratmak istiyoruz. Kısa süre içerisinde yeniden buluşmak üzere. Sevgilerle.