Lezzet Turu 2.Bölüm ‘Birecik, Halfeti’

    DSC_0080

Yazımızın ilk kısmını okumak isteyenler buraya tıklayabilir.

2.gün Birecik ve Halfeti var programımızda. Şanlıurfa otoyoluna çıkıp Nizip-Birecik’i takip ediyorsunuz. Yolun büyük kısmı otoban, kalanı köy yolları ancak geniş ve güzel.

Nizip’i geçtikten sonra Birecik Barajı’nın köprüsünden geçerken sağlı sollu yolun her iki tarafında da mülteci kampları devasa büyüklükleri ile dikkat çekiyor. Baraj suyuna bu kadar yakın onbinlerce kişinin konaklaması bizleri huzursuz ediyor. Köprüde durup hemen makinamızı hazırlıyoruz fotoğraf çekebilmek için ancak nafile. Hemen askerlerimiz düdükleri ile el kol haraketleri ile devam edip uzaklaşmamızı söylüyorlar. Biz de sadece tek bir kare resim alıp, hiç almamış gibi yapıyoruz; resmin kötülüğü bu yüzden. :)

DSC_0070

DSC_0072

BİRECİK

Otobandan Birecik çıkışından çıkıp yine aynı istikameti takip ediyoruz. Kendimizi bir anda Birecik’in ortasında buluveriyoruz. Alaburç Camii tarihi estetik yapısıyla, kötü mimariye sahip şehir içerisinde hemen dikkatimizi çekiyor. Buraya kadar gelmişken meşhur Kelaynak kuşlarımızın üretim çiftliğine doğru sahil yolunu devam ediyoruz.

DSC_0075

Bizi kapıda 2 görevli karşılıyor. İkisi de birbirinden hoş sohpet. Onlar anlatıyor biz soruyoruz. Yaklaşık 10 sene önce sayıları 11’e kadar düşen kuşların buradaki üretim çiftliği sayesinde şu anda 145’e ulaşmış. ‘’Her biri yaklaşık 15 Kg yağsız et tüketiyor günde’’ diyor görevli. ‘’İlla tabakta istiyorlar yemeklerini’’ diye de ekliyor. ‘’Elimizle versek ya da başka bir biçimde yine yemiyorlar’’ dedi. ‘’Hele küserse kuşlar bir gidiyorlar 10 gün yok. Biz de merak ediyoruz haliyle’’ diyorlar.. :) Bir süre kuşları inceliyoruz. Hakikaten oldukça iriler ve heybetli duruyorlar uçarken. Sayıları arttıkça belirli adetlerle doğaya bırakılıp normal göçleri sağlanıyormuş artık.

Yolumuza devam ediyoruz. Şimdiki durağımız Halfeti.

DSC_0159

HALFETİ

Birecik Halfeti arası yaklaşık 25 km. Köy yollarından ilerlemeye başlıyoruz. Yollar virajlı ancak güzel. Her yer alabildiğince fıstık ağacı. Sağlı sollu tüm topraklarda fıstık. Fıstık’tan ne kadar insanımızın ekmek yediğinin bir göstergesi aynı zamanda. Yolunuzun üzerindeki ilk Halfeti ‘Yeni Halfeti’. Kötü bir mimari ile yeni bir kasaba. Gecekondu mahallesine dönmüş. Doku yok. Eski Halfeti tabelası ise ileride bize devam et diyor, yaklaşık 15 dakika daha ilerleyip vadiye inmeye başlıyoruz.

DSC_0093DSC_0084Baraj gölü nefis bir manzara sunuyor bize. Şehre girer girmez otoparkçı ayrı bağırıyor, rehber adamlar ayrı, bir yandan rehber çocuklar takılıyor peşinize v.s.. herkezin sizi çağırması bağırması rahatsız edici. Sakın herhangi birşeye karar verip yapmayın hemen. Çünkü verdikleri rakamlar yüksek.

Ama aradığımız o meşhur Halfeti işte burası! Şehrin dokusu, evler tarihi ve taş yapıları muhteşem. Biz aracımızı sahile park ediyoruz. Ücretsiz. Burada biraz soluklanalım istiyoruz. Hem de ne var ne yok biraz etrafla sohpet ede ede bulalım. Geldiğimizde bir de dizi çekimi vardı. Halk toplanmış onları inceliyordu.

DSC_0119

Burada yapabileceğimiz şeyler belli. Birincisi, şehrin tarihi dokusu için yürüyerek sokakları dolaşmak, ikincisi baraj gölünde tekne turu. Tekne turu büyük tur ve küçük tur olarak ikiye ayrılıyor. Ancak küçük turda Rum Kale’ye kadar gidiyor. Eğer sular altında kalan köyü görmek istiyorsanız pek bir anlamı yok.

Büyük turda girişte 80 TL isteyen görevliler vardı. Biz parktaki çaycıya sizin tekneniz var mı diye sorduk, biraz da pazarlıkla 50 TL’ye anlaştık. Git gel 1 saat sürüyor. Tekne sadece bizi alacak diye anlaştık, orta büyüklükte bir tekne. Büyük teknelerde kalabalık ve curcuna oluyor.

Baraj gölü burada yaşayanlar için de önemli bir ekmek kapısı olmuş. Neredeyse her ailenin burada bir orta halli teknesi var ve turistleri gezdiriyorlar ailece. Bizim kaptanımız 13 yaşındaydı. :) Mesaisi bitince abisi, amcası, dayısı..v.s.. aileden herhangi biri gelip kaptanlığı devralıyor. Tabiki balıkçılık da yapılıyor. Etrafta bu balıkları satan bir çok lokanta da mevcut.

DSC_0117Dağların vadilerin arasında süzülüyor teknemiz. Pat pat motorun dışında hiçbir ses yok. Nefis bir manzara. Solda yamaçta devasa tarihi Rum kale bizi karşılıyor. İsterseniz oldukça dik merdivenlerden bu kaleye çıkabilir ve gezebilirsiniz. Ancak çocukla biraz zor olduğunu belirtmekte fayda var. :) Biz teknemizden izlemeyi tercih ediyoruz. Biraz ileride ise sular altında köy gözüküyor. En belirgin özelliği yarı boyuna kadar batmış olan camii minaresi.

DSC_0121Bu arada kaptanımız ‘’abi buraya kadar 50, batık köy 60 TL’’ diyor. Anlaşma falan hak getire. 50 demiştiniz falan ama.. kime ne anlatıyorsun.. Buralarda ne koparırsan anlayışı devam ediyor.

Köydeki evlerin neredeyse hepsi orjinal taş işçiliği. Tarihi dokusu oldukça güzel. Tekneden fotoğraflayıp tekrar merkeze dönmek için yola çıkıyoruz.

DSC_0083DSC_0105Gidişte ve dönüşte şehir merkezine yakın konumda tarihi bir camii dikkatimizi çekiyor. Tekneden orada inip şehre yürümek istiyoruz. Camii’nin adını kime sorduysak bilemedi ancak yaptıranın yüzlerce yıl önce Melih Gökçek’in büyük büyük dedelerinin olduğunu söylediler. Camii mimarisi ve dokusuyla insanı etkiliyor ancak artık kullanılmıyor. Baraj suları yükseldikçe içerisi de suyla dolduğundan bir tarihi eserimizi daha suların altına hediye etmişiz. Biz oradayken içerisinde su yoktu rahatça dolanıp bakma şansımız oldu. Artık akşam üzeri olmak üzere tekrar Gaziantep’e dönüyoruz.


Leave a Reply